8 Ocak 2012 Pazar

Kuzeyin Venedik'i, Leningrad....

Bazı yerlere bazı özel zamanlarda gitmek gerekiyor. Ve St Petersburg'un özel zamanı herkesin bildiği beyaz geceler değil de, yılın en uzun gecelerinin yaşandığı bugünler bence...Güneş sabah 11de doğuyor, akşam da 5te batıyor. Kulağa ilk etapta çok güzel gelmese de, aslında gecenin karanlığı, şehrin masalımsı aydınlatmasını o kadar güzel ortaya çıkarıyor ki, tarif etmek oldukça zor gerçekten..400 civarında köprü, 40 tane ada, her tarafta kanallar, Volga nehrine yansıyan onlarca kilise, ve birbirinden güzel yapılar..Unesco World Heritage Listesi'ne girmiş bir masallar kenti: Eski adıyla Leningrad, yeni adıyla St. Petersburg...

         


Evet, hava birazcık soğuk:) Ama önleminizi alırsanız, çok sorun yaşamıyorsunuz. Rusların neden bu kadar çok votka içtiğini ve neden kürk giyip, kalpak taktıklarını çok net anlıyorsunuz..Siz onlara ek bir önlem olarak güne şampanya ve havyar ile de başlayabilirsiniz:) 



St Petersburg'da günler çok farklı bir ruh haliyle geçiyor..Güneşi daha doğrusu güneş olmasa da aydınlığı saat 11de görmek ilginç ve alışkın olmadığımız bir duygu. Ama bir yandan da her sabah güneşin doğuşunu görebilmek gibi bir ayrıcalığa sahip olmak çok güzel..Gökyüzünün o siyah karanlığından koyu laciverte, sonra da maviye geçişini her sabah görebilmek mümkün. Benim gibi fotoğraf tutkunları için gidilen yerlerde mutlaka en az bir defa güneşin doğuşunda kalkıp fotoğraf çekmek çok keyifli bir aktivitedir. St Petersburg'da bunu her sabah yapabilirsiniz, hem de kahvaltıdan sonra:) Şehirde tün ışıklar sabah 11e kadar yanıyor. İşte gün doğmadan önce çekilen bir kare:

Burası 'Church of the Savoir on Spilled Blod'. Şu anda hem katedral hem de müze.İçi gerçekten çok etkileyici, tamamı mozaikten yapılmış gözalıcı duvarlar, sütunlar başınızı döndürüyor. Kiliselerde farklı bir ruh hali var. Bir taraftan çok etkileyici yapılar ama ruhani olarak çok etkileyici olduklarını söylemek zor. Rus Ortodoks kiliselerinde oturma düzeni yok ve hemen hemen hepsi haç şeklinde tasarlanmış. Kiliselerin içi resmen bir sanat eseri. Ama mesela İtalya'da herhangi bir kiliseye girdiğimde hissettiğim duyguların hiçbiri buradakilerde yok. II. Dünya Savaşı'nda burası sebze deposu olarak kullanılmış ve o dönemde 'Savior on Potatoes' olarak adlandırılmış:)

Ziyaret edilecek çok fazla katedral, saray ve kilise var aslında. Her birinin ayrı bir hikayesi..Mutlaka gidilmesi gereken yerler Arasında St Isaac Cathedral, Winter Palace, Hermitage Museum, The Pater and Paul Fortress, Kazan Cathedral...Ama kendinize mutlaka Hermitaj müzesi için yeterince zaman ayırın. Müzede dünyanın en büyük ve en etkileyici koleksiyonlarından biri var. Toplam 2.7 milyon eser sergileniyor müzede. Eğer her bir eserin önünde sadece 1 dakika kalsanız bile, müzeyi tam olarak gezmeniz yıllar alıyor:) Bu yüzden müzeyi rehber eşliğinde gezmenizi öneriyorum. Binlerce eşsiz sanat eserinin yanısıra Leonardo ve Michalengelo'nun orijinal ederlerini görmeden de çıkmayın:) Müzenin içinde çok büyük olmayan bir de tiyatro salonu var. Bir gösteri izlemek için mutlaka zaman ayırmanızı öneririm. Kuğu gölü, Don Kişot, ne bulursanız izleyin:)

 

Yeme içme kısmı da çok keyifli St Petersburg'da. İlk akşam gittiğimiz restoran, Tsar yani Çar..Her akşam gidebilirdim gerçekten. Daha önce Moskova'ya gittiğimde yediğim bir ıstakoz vardı, tadı damağımda kalmıştı. Şimdi de Tsar'da yediğim yengeçin tadı damağımda:) Rusya'da bu kadar iyi deniz mahsülü yemek biraz şaşırtıcı oluyor. Tabi içtiğimiz Brunello di Montalcino'yu da unutmamak lazım..Toscana'nın tam kalbinden, taaa St Petersburg'a gelmiş:) 

Tüm seyahat boyunca tek bir hayal kırıklığı yaşadık. O da 31 Aralık gecesi yapılan havai fişek gösterisiydi. Şehrin en az 15-20 farklı yerinden atılan havai fişekler, şehrin ve gecenin ihtişamının yanında çok cansız kaldı. Rastgele atılan havai fişekler vardı sanki. Bir gösteri mantığından çok uzaktı..Neyseki gecenin ve şehrin sürekli olan ışıkları o kadar güzeldi ki, havai fişeklerin zayıflığına çok takılmadan yeni yılımızı kutladık:) Eminim 3-4 sene sonra, orda da çok güzel havai fişek gösterileri olacaktır.


Son olarak taksi konusuna değinmek istiyorum:) İstanbul'da taksilerden şikayet eden bütün turistleri St Petersburg'a davet ediyorum. Bir rakam söylüyorlar, sonra yarısına götürüyorlar. Bu yüzden özellikle havaalanı otel transferinizi ayarlamadan gitmeyin derim:)

Bu masal şehre mutlaka bir kış mevsiminde gidin. Ve karlar altında o güzelliği görün, dünyadan bir süreliğine uzaklaşın...


2 yorum:

  1. Petersburg en çok görmek istediğim şehirlerden biri. Bizim 'Deli Petro' dediğimiz imparatora batılılar 'Büyük Petro' diyorlar. Nedenlerinden biri de bu şehir sanırım. Giderken senden başka tüyolar da alırız.

    YanıtlayınSil
  2. memnuniyetle Defnecim..mutlaka gidin, çok etkileyici bir yer...

    YanıtlayınSil